KÜRT MESELESİ, HAK VE ADALET TEMELİNDE ÇÖZÜLMELİ
Geçmişte izlenen inkâr, ret ve
asimilasyon politikalarının neden olduğu Kürt meselesi, son 20 yılda atılmış birtakım
müspet adımlara rağmen hâlâ daha çözüme kavuşturulabilmiş değildir.
Kürt meselesi, yıllardır iki uç
noktanın oluşturduğu çıkmazlar arasında sıkışıp kalmıştır. Bir yandan bu
meseleyi "terör ve şiddet" parantezi içerisinde ele alarak gerçek
bağlamından koparan yaklaşımlar; diğer yandan ise meseleyi ideolojik ve
örgütsel çıkarları doğrultusunda istismar eden yapılar, çözüme yönelik adımları
daha da zorlaştırmıştır.
Birbirini besleyen bu iki yaklaşım; Kürt halkının, hak ve hukuk
temelinde tartışılması gereken taleplerini gölgede bırakmaktadır.
Toplumumuzun uzun yıllardır
kanayan yaralarından biri olan Kürt meselesi, artık siyasi ikbal hesapları ve
kavgalarının gölgesinde bırakılmamalı, istismar siyasetine alet edilmemelidir.
"Terör ve şiddet"
sorununun "tasfiye edilmesi"
bağlamında atılacak adımların Kürt meselesinin çözümü olarak isimlendirilmesi
ya da çözüme yönelik adımların atılması için temel hakların pazarlık konusu
yapılması, meselenin çözümüne katkı sunmayacağı gibi kamuoyunu da yanlış
yönlendirecek ve meselenin istismar zeminini güçlendirecektir.
Dolayısıyla
temel hak talepleri hiçbir şekilde pazarlık konusu yapılmamalı; Kürt meselesi,
eşit vatandaşlık temelinde anayasal güvence altına alınarak kalıcı bir şekilde
çözüme kavuşturulmalıdır. Kürt meselesinin hak ve adalet temelinde çözümü,
Türkiye’nin toplumsal birlik ve beraberliğini pekiştirecek, geçmişte yaşanan
acıların yerini ortak bir gelecek inşasına bırakacaktır.
ASGARİ ÜCRET VE YILBAŞI EĞLENCELERİ
Asgari ücret için belirlenen
miktarın nerdeyse açlık sınırında olması, geçim derdinde olan dar gelirliler
açısından büyük bir hayal kırıklığına neden olmuştur. Geçim derdiyle boğuşan
milyonların yaşadığı bu zorlu süreçte, kapitalist tüketim kültürünün icadı olan
"yılbaşı etkinlikleri" adına yapılan israf ve gösteriş, gelir
dağılımındaki adaletsizliğin çarpıcı bir örneğidir.
Yılbaşı gecesinde şarkıcılara
ödenecek miktar 20 milyon liraya kadar çıkarken bu rakam bir asgari ücretlinin
neredeyse 75 yıllık maaşına denk gelmektedir. Karşımızda böylesine adaletsiz
bir tablo vardır. Aldığı ücretle ay sonunu getiremeyen gençler bu nedenle
evlenmeyi hayal dahi edememektedir. Bu gerçeklik ortadayken, yetkililerin
gençleri evliliğe teşvik edememekten şikâyet etmeleri nasıl açıklanabilir?
Gençliği ifsat eden alkol,
uyuşturucu ve müstehcenlik gibi olumsuzlukların öne çıktığı gayrimeşru
eğlencelere büyük paralar harcanması, gençlerimizin ve toplumun geleceği
konusundaki duyarsızlığı gözler önüne sermektedir. Binlerce yıllık tarihî,
kültürel ve inanç bağlarımız olan Gazze’de, çocuklar açlıktan ve soğuktan
ölürken, Batı’da bile vicdan sahibi insanların karşı çıktığı sözde yılbaşı
kutlamalarını yapmak insanlığın tabutuna çivi çakmaktır. Masum çocuklar ve
kadınlarla birlikte merhamet, adalet, ahlak ve hukuk da katledilirken ifsadın,
israfın ve vicdani duyarsızlığın bir parçası olmaktan kaçınmak, insan olmanın
asgarî gereğidir.
DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞLARI VE YÜKSEK FAİZLER
Çalışanların iş hayatları boyunca
ödedikleri SGK ve BAĞ-KUR primleri, emeklilik hakkı kazandırarak sosyal bir
güvence sağlamaktadır. Ancak emekli aylıklarının vatandaşların temel
ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığı görülmektedir. Bu durum,
emeklilerimizi yeniden çalışmak zorunda bırakmaktadır. 2024 yılının Sayın
Cumhurbaşkanı tarafından “emekli yılı” olarak ilan edilmesine rağmen
emeklilerimiz bugün ne yazık ki zor şartlarda hayat mücadelesi vermektedir.
Mevcut şartlarda, emekli maaşlarına % 100 oranında bir zam yapılması dahi refah
seviyelerini istenilen düzeyde artırmaya yetmeyecektir. Bu nedenle,
emeklilerimizin hayat standartlarını yükseltecek köklü ve kapsamlı
düzenlemelerin yapılması acil bir ihtiyaçtır.
Ekonomi açısından önemli bir
diğer husus ise faiz politikalarıdır. Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun
26 Aralık 2024 tarihli toplantısında politika faizini % 50’den % 47,5’e düşürme
kararı alması olumlu ancak yetersiz bir adımdır. Yüksek faiz oranlarının
vatandaşlarımızın tasarruflarını yatırıma ve üretime yönlendirmesini
zorlaştırdığı bir gerçektir. Merkez Bankası'nın 20 Aralık 2024 tarihli
verilerine göre, TL mevduat hesaplarında geçen yıla kıyasla %35,44 oranında
artış gerçekleşmiştir. Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından açıklanan
verilere göre sanayi üretiminin %3,1 oranında azaldığı görülmektedir. Bu durum,
ekonomide üretim ve yatırım odaklı politikaların ne kadar gerekli olduğunu bir
kez daha ortaya koymaktadır.
Halkımızın refah seviyesinin
artırılması ve ülkenin ekonomik kalkınması için faiz ve döviz bağımlılığına
dayalı politikalardan vazgeçilmesi gerekmektedir. Üretimi artırmak, katma
değerli ürünler geliştirmek ve gelir dağılımını iyileştirmek, ekonomik istikrar
ve toplumsal denge için temel şartlardır. İnsan odaklı ve adil politikaların
ivedilikle hayata geçirilmesi, halkımızın hak ettiği hayat standartlarına
kavuşmasının önünü açacaktır.
SİYONİST TERÖR REJİMİNİN YEMEN’E YÖNELİK SALDIRILARI
Siyonist terör rejimi,
uluslararası hukuku bir kez daha ihlal ederek Yemen’in alt yapısını hedef alan
ağır saldırılar gerçekleştirmiştir. Soykırımcı siyonistlerin elebaşı
Netanyahu’nun, Gazze ve Lübnan’a yaptıklarını Yemen’e de yapacaklarına dair
beyanı, Gazze ve Lübnan’daki katliamlarına ilişkin itiraf niteliğindedir. Buna
rağmen terör rejimine karşı ne uluslararası kuruluşlar ne de İslam dünyası
kayda değer bir tepki verebilmiş değildir.
Gazze’nin yanında durduğu için
bedel ödetilen aziz Yemen halkının siyonist düşmanla yüzleşme cesaretini tebrik
ediyoruz. Bölge ülkelerinin siyonist terör rejimine karşı devam eden
sessizliğinin, bu saldırı ve işgallerin bir virüs gibi tüm ülkelere yayılmasına
neden olacağı unutulmamalıdır. Uluslararası hukuku tanımayan, aynı anda 3
ülkede işgal, 4 ülkeye saldırı gerçekleştiren soykırımcı siyonist rejim ve
finansörlerine karşı bir an önce fiili olarak harekete geçilmelidir. İslam
İşbirliği Teşkilatı bünyesinde, terör rejimi ve finansörlerine karşı kapsamlı
ambargonun yanı sıra ortak bir fiili müdahale kararı alınarak işgal tanklarının
Lübnan, Suriye ve Gazze’den çıkarılması sağlanmalıdır.
AFGANİSTAN-PAKİSTAN GERİLİMİ
Pakistan, sınır karakollarına
yönelik saldırının ardından Afganistan topraklarını hedef alan şiddetli
saldırılar gerçekleştirmiş, saldırılarda en az 51 kişi ölmüştür. Afganistan ve
Pakistan arasında zaman zaman patlak veren çatışmaları önlemek için kapsamlı
bir diplomatik girişimin ivedilikle başlatılması gerekmektedir. Çeşitli silahlı
örgütlerin, iki ülkenin de istikrarını ve barışı hedef alan eylemlerine karşı
ortak bir politika belirlenmelidir.
Pakistan’ın Afganistan
topraklarında gerçekleştirdiği son saldırı ve Afganistan İslam Emirliği’nin
misilleme sözü, iki ülke arasında daha büyük bir çatışma riski oluşturmaktadır.
İç ve dış saldırılara maruz kalan, güvenliğin yanı sıra ekonomik ve siyasi
alanda da istikrarı sağlamaya çalışan iki komşu ülkede de istikrarın yolu güçlü
bir iş birliğinden geçmektedir. Bu nedenle iki ülkede de güvenlik mekanizmasını
hedef alan saldırılara karşı ortak hareket edilmeli, saldırıların önlenmesine
yönelik müzakereler yürütülmelidir. Bu kapsamda Türkiye ve diğer İslam ülkeleri
iki ülke arasında yaşanan siyasi krizde arabulucu olmalıdır. Güvenlik krizinin
ekonomik istikrarsızlığı da beraberinde getirdiği unutulmamalı, yakın tarihte
savaşlar nedeniyle büyük acılar yaşayan halkların tekrar bir çöküşe
sürüklenmesi engellenmelidir.
SURİYE’DE İSTİKRARIN SAĞLANMASI İÇİN DESTEK OLUNMALI
Suriye’de 61 yıllık Baas
rejiminin devrilmesinin ardından ülkede yükselen umut ve sevinç, tekrar kaos ve
mezhepçi tartışmalarla gölgelenmeye çalışılmaktadır. Yeni yönetimin,
mezhepçiliğe ve istikrarsızlığa karşı birleştirici ve diyalog temelindeki
mesajları önemlidir. İç savaşın bedelini yüz binlerce can kaybı, milyonlarca
mülteci ve büyük bir yıkımla ödeyen Suriye’nin yeniden inşası için tüm kesimler
birlikte hareket etmelidir.
Bu
kapsamda güçlü bir birliktelik ve her kesimle diyalog mesajı veren yeni Suriye
yönetimi desteklenmelidir. Ülkedeki bazı toplulukların endişelerinin
giderilmesi için siyasi inşa süreci hızlandırılarak dinî, mezhebî ve etnik
farklılıkları kucaklayan yeni anayasa yapılmalıdır. Krizlerin önlenmesi adına
topluluk liderleri yeni yönetimle diyalog faaliyetlerini sürdürmeli ülkenin
yeni bir kaosa sürüklenmesi engellenmelidir.
Suriye’nin
siyasi ve ekonomik olarak yeniden inşa sürecinde bölge ülkeleri de daha aktif
rol üstlenmelidir. Ülkeye yönelik uluslararası yaptırımların kaldırılması için
mücadele edilmeli, şehirlerin ve alt yapının inşası için finansal kaynak
aktarılmalıdır. Suriye’nin siyasi ve ekonomik olarak toparlanması, bölge
ülkelerine sığınan mültecilerin de güvenli ve onurlu geri dönüşüne imkân
sağlayacaktır.
HÜDA PAR GENEL MERKEZİ
